29 Aralık 2014 Pazartesi

Amor Sciendi- Bilgi Aşkı ve Ölümsüzlük Üzerine

Dikkat: Bu yazı Lucy filmi ile ilgili spoiler içermektedir.

Lucy, insan beyninin kapasitesi tümüyle kullanıma açıldığında ortaya çıkan tabloyu anlatıyor. Hayal bile edilemeyecek kadar ileri giden insan beyni, zaman ve mekan kavramlarını sarsarak, zamanı, maddenin tek kanıtı olan ölçü birimi olarak ifade ediyor.

"Gerçekten hiçbir zaman ölmüyoruz."

Yeniyıla bir kaç gün kala, her sene varlığımızın anlamını tazelenen umutlarla bulmaya çalışırken, neden sadece yazıdaki bir kaç rakam değişikliğini bu kadar coşkuyla kutluyoruz? Çünkü ölümlüyüz ve varlığımızı unutmamak için zamanı kullanıyoruz. 

Amor Sciendi bilgi aşkını anlatan Latince bir deyim; belki bilmeye-öğrenmeye-bilgiye karşı hissettiğimiz derin sevginin ifadesi. Düşünüyorum da bilmek ve bildiğini aktarmak zamanın geri sayımına karşı benim ölümsüzlük iksirim. 

Takvimin değişmesi de bana daha çok bilmek için daha az zamanımın kaldığını hatırlatıyor. Bu yüzden daha çok öğrenmek ve daha çok paylaşmak gerektiğini düşünüyorum.

Mutlu ve bilgi aşkıyla dolu yıllar.

Lucy' den bir alıntı olarak da: CHEERS TO KNOWLEDGE- BİLGİNİN ŞEREFİNE!




7 Temmuz 2014 Pazartesi

Teknoloji hayatları nasıl değiştiriyor? Minik bir güneşin hikayesi

Dünyada hala 1 milyarın üzerinde insan her gece yatağa aç gidiyor.
Hala 1 milyarın üzerinde insan, günlük temiz su ihtiyacını karşılayamıyor.
Gelecek on yıllarda bile yüzlerce milyon insanın elektriğe erişiminin olmaması bekleniyor.
Bir yanda inanılmaz derecede endüstriyel, teknolojik metropoller varken, akıllı evleri konuşurken, bir yandan elektriğe ve en basit altyapılara bile sahip olmayan topluluklardan bahsediyoruz.

Tüm problemler de beraberlerinde yaratıcı düşünceyi getiriyor, keşke bir gecede her şey düzelebilse, tüm bu altyapı problemleri ve önemli sorunlar çözülebilse fakat çaresizlik içinde bulunan çözümler ile bu topluluklara umut ışığı yanıyor.

Bunlardan birinin hikayesini paylaşmak istiyorum: Little Sun yani Minik Güneş. Little Sun aslında sosyal bir girişim ve amacı dünya üzerinde halen elektriksiz yaşayan 1.2 milyar insana temiz, güvenilir, ucuz aydınlatma sağlamak. Teknolojisi yüksek kalite güneş enerjili led lambadan oluşuyor. Amaç sadece lambayı satmak değil, bir bakıma bu topluluklarda kişilerin kendi girişimlerini kurarak Little Sun satışından para kazanmaları da.

Little Sun, Birleşmiş Milletler Kalkınma Hedeflerine doğrudan etki ediyor. Aydınlatmanın hayatımızdaki önemini aslında zaman zaman elektrikler kesildiğinde farkediyoruz. Fakat enerji kaynağının olmadığı bölgelerde aydınlatma, yerel ekonomiden eğitime çok geniş bir alana etki ediyor. İş yerlere daha uzun saatler açık kalabiliyor, dolayısıyla gelirler artabiliyor. Öğrenciler güneş battıktan sonra da okuyabildiği ve ders çalışabildiği için okul başarıları artıyor. Gazyağının yerine kullanıldığından, hava kirliliği yaratmıyor, yangınlara ve tehlikelere sebep olmuyor, gece vakti gerekli olan tıbbi müdahalelerde görüş açısını daha çok artıyor. 

Minik bir güneş hayatları aydınlatıyor.





http://www.littlesun.com/index.php?sec=impacthttp://www.littlesun.com/downloads/ls_downloads/LittleSun_Testimonials.pdf

6 Temmuz 2014 Pazar

İnovasyon ve İyi Fikir Ortamı: Aydınlanma Çağında İngiliz Kahvehaneleri

Geçtiğimiz ay katıldığım Harvard Kennedy School Innovation for Economic Development programında tartıştığımız konulardan biri de inovasyonun kaynağı olan fikirlerin nereden geldiğiydi. Bu konu hakkında yazılmış en güzel kitaplardan biri inovasyonun tarihini anlatan Steven  Johnson' ın Where Good Ideas Come From isimli kitabı ve değinilen konulardan biri de geçmiş zamanlarda aydınlanma çağında kahvehane kültürü ve aydınlanma çağına etkisi. Öyle ki kahvehaneler (coffee houses), insanların ilgi alanlarını ve tutkularını paylaştıkları birer entellektüel havuza dönüşerek, farklı bakış açılarından bir çok insanı biraraya getiriyor ve esnek bir akış sağlıyordu. 


Aydınlanma çağında İngiliz kahvehaneleri kadar, Fransız salonları da aynı işlevi görüyordu. İki sosyal ortamda da sınıf ayrımı olmadan, heterojen grupların sosyalleştiği ve iletişim kurduğu bir fırsat yaratılıyordu. Fakat ikisinin arasındaki en temel fark, kahvehanelerde kadınlar yer almazken, salonlarda kadınlar ev sahibesi olarak yer alıyorlardı. Diğer bir fark ise salonlarda içeri giriş hakkı herkese tanınmazken, kahvehanelerde bir kahve parası ödeyebilecek durumda olan herkes bu gruba katılabiliyordu. Kadınların İngiliz kahvehanelerinde dışlanmasındaki en büyük etkenlerden biri ise asil kadınların saygınlıklarını yitirmemek için bu ortamlara girmeyeceği hakkındaki görüş birliğiydi. İngiliz kahvehanelerine ancak fahişeler ya da kahvehanenin sahibi ya da çalışanı ise o kadınlar giriyordu. Bir diğer görüş ise, politika, iş gibi konular kadınları ilgilendirmediğinden kadınların kahvehanelere gelmeyi gereksiz bulmalarıydı.

Kahvehane ya da salonlar, bilginin akışı için yeni bir ortam yaratmıştı. Özellikle haber kaynağı olarak, değeri şu şekilde anlatılıyordu: dünyanın nasıl döndüğünü ve insanoğlunu anlamak için, her gün bir kere kahvehanelere uğrayın.

"in order to see how the World runs, and gather Observations on the Humours of Mankind” he needed to “constantly appear once a Day at the Coffee-houses.”

İngiltere' de kahvehanelerin sona erişi, kulüplerin yükselişi ile gözlendi. Özellikle ayrıcalıklı üyeliklerle kulüplere kabul edilen kişiler yeni entellektüel tartışmalarını ve politik duruşlarını bu ortamlarda icra ediyorlardı. Kahvehanelerin popülerliğinin azalmasının bir sebebi ise ulaşımın gelişmesi ile birlikte çay ithalatının artması, çay fiyatlarında düşüş ve buna bağlı olarak kahvenin pahalılaşmasıydı. 

Yine de günümüzün world wide web olarak nitelendirilen ortamına karşılık gelecek şekilde bu kahvehaneler bir çok etkileşime ev sahipliği yapmıştı; yabancı ülkelerden gelen haberler, reklam afiş dağıtımı, bilimsel eğitim, felsefi tartışma, ticari yenilikler vs...

Kahvehanelerin yaşadığı popülerliğin bir sebebi de tabi ki kahvenin bulunmasından sonra içilmesinin ne kadar zararlı olabileceğine dair verilen fetvaların ve tepkilerin sona ermesiydi. Buna gelecek bir yazımda değineceğim. 

Kaynakça:

http://commons.colgate.edu/cgi/viewcontent.cgi?article=1021&context=car
http://en.wikipedia.org/wiki/English_coffeehouses_in_the_seventeenth_and_eighteenth_centuries
http://www.economist.com/node/2281736

4 Nisan 2014 Cuma

Konferans Duyuruları/ Çağrıları için En İyi Siteler

Akademik çalışmaların vazgeçilmez bir parçası olan konferanslar günümüzde o kadar çoğaldı ki, takip etmek gittikçe zorlaşıyor.

Benim gibi nerede, hangi konferans gerçekleşiyor, hangi çağrılar yayınlanıyor merak edenler, katılmak isteyenler ve kendi etkinlik duyurularını yayınlamak isteyenler için aşağıdaki listeyi oluşturdum. Bazıları etkinlik düzenleyenler için ücretsiz basit üyelik sunuyor, bazıları ise ek özellikler için ücret talep ediyor. Sadece ne var, ne yok diye bakınacağım derseniz üye olmanız yeterli.

Ayrıca twitterda #callforpapers etiketini takip etmek çok yararlı oluyor, bunu da öneririm.

h-net.org
conferize.com
conferencealerts.com
ourglocal.com
wikicfp.com
lanyrd.com
conferencehound.com
brownwalker.com/conferences/index.php
allconferences.com/New
eventseer.net
allconferencealert.com
http://www.researchraven.com/submit-announcement.aspx
http://inomics.com/advertise/conferences
Announcements@SSRN.com.

2 Mart 2014 Pazar

Mutluluk Fetişi

"Mutluluk". Pazarlama stratejilerinin vazgeçilmez ögesi. Kek, pasta, çikolata, içecek, perakende...Yakında utanmasa lastik markaları da mutluluğa oynayacak ve bu lastikle yolculuk yapınca yolda mutluluk sarhosu olabilirsiniz, cevirmelere dikkat falan diyecekler. Çünkü biz toplum olarak o kadar mutsuz ve çaresiziz ki, markalar bu mutluluğu bizlere sağlamayı sorumluluk edinmişler.

Dün geleceğe umutla bakmaya çalışan bir etkinlikte, yine bir markanın kendi tanıtımını mutluluga oynayarak yaptığına şahit oldum. Tuhaf hissettim, çünkü sözcü kişi değişen dünyada geleceğimizin nasıl olacağını anlatırken, dudaklarını gererek maalesef çocuklarımızın park, bahçelerde değil, AVMlerde oynayacağını, bu doğrultuda bir eğilim olduğundan bahsediyordu. Konsept eglence merkezlerinde, havalandırma sistemleri arasında çocukların mesleklerini kesfedecekleri, kuyruklarda bekleyerek sentetik yemekler yiyecekleri, sinemalarında 5 boyutlu artırılmıs gerceklik yasarken biz ebeveynlerin kısıtlı zamanımızı daha iyi kullandığımıza inandığımız ve bir köşesinde tatil gününde bile mobil çalışarak mutlu olduğumuz AVMlerde...

Geleceği şekillendirmekten yoğunlukla bahsettiğimiz günlerde, neden mutlulukla ilgili bu kadar takıntılı bir küresel köy olduğumuzu merak ediyorum. Hızına yetişemediğimiz bir değişimin çarklarında heba olurken, neden insanlık olarak biraz yavaşlamak gerektiğini görerek, bu yavaşlamanın ve biraz düşünmenin de sorumluluklarımızdan biri olduğunu anlayamıyoruz? Mutluluk fetisi öyle bir hal aldı ki, günlük koşuşturmacaların arasındaki sıradan aksaklıklara feci şekilde parlayabilirken, gerçekten önemli olan sağlığımızı kaybetme tehlikesi bile bize o kadar da üzüntü vermiyor. Her şey yolunda gitmek zorunda, biz EN GÜZEL, EN AKILLI, EN BAŞARILI, EN MUTLU görünmek zorundayız?

İnsanlığın geleceği ile ilgili bir söz hakkı varsa, bu küçük bir azınlığın arzu ettiği değişime eklektik biçimde ayak uydurmak değil, buna inanmıyorum. Tek söz hakkım varsa, geleneksel ve modern arasında, sağlığın, birlikteliğin, uyumun, ve gerçek değerlerin ön planda olduğu bir yaşamı inşa etmek isterim. Eğer pazarlama camiasının bir sorumlulugu varsa, gölge etmesinler, mutluluk uzerimizde tasıdıgımız etiketlerin verdiği ayrıcalık, çocuklarımızın sorumlulugunu atmanın verdiği rahatlık, yediklerimizin verdiği hormonel bir etki değildir...Mutluluk, bize yaşama sevinci veren belirsizlikleri kucaklayabilmek, üzüntü sanrılarını ve gerçek hüznü ayırabilmek, engelleri aşarak yola devam edebildiğini görmektir...

Distopya olarak algılanabilecek filmler listesinde Gamer ve Hunger Games filmlerini izlemediyseniz izleyin, izlediyseniz yeniden izleyin. İnsanların daha çok yiyebilmek için kustugu, ama dünyada başka birilerinin aclıktan öldüğü bir hayat...

Bu geleceği kanıksamak zorunda değiliz, ama akıl ve mantık yolundan saparsak, binlerce yıldır sahip olduğumuz duygularımızı azımsarsak, Sanayi Devrimi sonrasındaki insanı biyonik bir varlık olmak zorundaymış gibi kabul edersek...Bu kabus, düşündüğümüzden daha yakın...








18 Ocak 2014 Cumartesi

Teknoloji: Tek dişi kalan bir canavar?

Sanayi devrimi tarihinde teknofobi ile eşleştirilen bir hareket olarak, "Luddite" 19. yüzyılda İngiliz tekstil işçilerinin atölyelere konulan yeni makinaları gece operasyonu yaparak kırmaları ile başlamış ve yol açtığı kitle hareketlerinin sonucunda, sendika hareketlerinin yasak olduğu bir dönemde, 1812 yılında idam ile cezalandırılan bir suçu tanımlayarak, bir çok insanın asıldığı bir vaka olmuştur.

Luddite hareketinin ismini Ned Ludd adında asi bir işçiden aldığı söylenir fakat bu kişinin bir kurgu olduğu da tartışılmıştır. Peki neydi bu işçileri çileden çıkartan ve onların makinelere saldırmasına yol açan? Luddite temelinde sermaye yoğun bir yapıya dönüşmeye başlayan endüstride, işlerini kaybetmeye başlayan ya da daha ucuza çalıştırılmak istenilen işçilerin bu dönüşüme direnmesi ve seslerini duyurmak istemeleri ile ilgiliydi. Fakat günümüzde bu terim, her türlü otomasyonu, bilgisayar teknolojisini kullanmaya karşı çıkan, teknolojik gelişmeye karşı duran bir topluluğu biraz da aşağılarcasına nitelendirmek için kullanılan bir ifade halini aldı.

Luddite hareketinin derinlemesine incelenmesine paydaş bakış açısıyla bakılabilir. Öyle ki bu insanların, öylece ve aptalca davranarak, teknolojik bir gelişmeye karşı durmadığı sadece o güne kadar kazandıkları becerilerin yeni düzene uydurulması anlamında destek bekledikleri, kazançlarının standartlarını düşürmesini istemediği ve bu sebeple de emek yoğun bir düzen terkedilirken biz de buradayız demek için çabaladıkları tarihe not düşülmüştür. Bu anlamda da Luddite hareketi mensupları, teknoloji öncesi yaşamın romantik biçimde kahraman savunucuları haline gelmişlerdir.

Luddite işçilerinin tepkileri, tam anlamıyla bir insanın hayatının geçim kaynağı ve geleneksel hayat biçimi tehdit edildiğinde neler yapabileceğinin bir örneğidir. Teknolojik gelişmelerin yarattığı yapısal işsizlik ve ucuz işçilik kavramları, bencil kapitalizmin bahanelerinden başka bir şey değildir aslında...Kendi kendine yetebilmenin kaybolduğu, zanaatkarlığın yok olduğu, teknoloji fetişinin ve bilimin doğaya üstün gelme gayretinin sosyal sorunlara yol açtığı ortamda, tüm bu olguların merkezinde duran insanın en önemli paydaş olarak anımsanması gerekir. Kişisel sermayesini riske eden ve Schumpeter' e göre ekonomide rahatsızlık yaratarak değişiklik yaratan girişimci, kaynağı en etkin biçimde yönetmeye kalkarken, üretim faktörünün gözbebeği olan insanı oyun dışı bırakmamalıdır.

Teknoloji ve inovasyonun mühendislik ve fen bilgisi ile ilgili olmadığı, sosyal yapıları değiştirir ve dönüştürürken paydaş yönetimi yapılması gerektiğine ışık tutan bir örnektir Luddite hareketi...Teknoloji ve inovasyon yolu ile elde edilen ekonomik gelişmeyi sürdürülebilir kılan da insanın ve hayattaki temel haklarının sürekliliğini sağlamak değil midir?

Kaynakça

  • Anderson, T.L., 2012, The Environmental Luddites, PERC
  • Jones, R., 2012, At War with Future, History Today
  • King, D., 2011, Luddites and the Politics of Technology, Chain Reaction
  • Poltenson, N., 2003, The Return of the Luddites, Business Journal, Vol. 17 Issue 38, p26
  • Stewart, J.R., 1992, The Work Ethic, Luddites and Taylorism in Japanese Management Literature, Industrial Management
  • http://www.smithsonianmag.com/history-archaeology/What-the-Luddites-Really-Fought-Against.html
  • http://history1800s.about.com/od/1800sglossary/g/Luddites.htm
  • http://en.wikipedia.org/wiki/Luddite
  • http://www.nationalarchives.gov.uk/education/politics/g3/source/g3s2.htm?zoomifyImagePath=zoomify_g3s2&zoomifyNavX=0&zoomifyNavY=0&zoomifyX=-0.0252324037184595&zoomifyY=0.0938815339057851&zoomifyZoom=38&zoomifyNavWidth=180&zoomifyNavHeight=120&zoomifySlider=1&zoomifyMaxZoom=100&zoomifyNavWindow=1&zoomifyToolbar=1
  • http://www.bbc.co.uk/news/magazine-17770171
  • http://historymesh.com/event/luddite-riots/?story=textiles
  • http://undergroundhistories.wordpress.com/the-luddite-legacy/
  • http://westerncivguides.umwblogs.org/2013/12/03/luddism-during-the-industrial-revolution-2/
  • http://en.wikipedia.org/wiki/Appropriate_technology